IOS
 
Detayl� arama
ProjeMimarDiğer kişi
İşverenOfisKuruluş
Süreli YayınKitapYarışma
EtkinlikOkulKent
MakaleÖdül
Projeler
ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPQRSŞTUÜVWXYZ
1920-291930-391940-491950-591960-691970-791980-891990-992000-092010-19
Arkiv > Projeler > Dalaman Uluslararası Havalimanı Yeni Dış Hatlar Terminali Yarışma Projesi Uygulanmış ProjePDF versiyonuFavorilerinize EkleyinRapor EtArkadaşına GönderSayfayı Yazdır
Son güncelleme tarihi : 10/11/2008 11:06
Dalaman Uluslararası Havalimanı Yeni Dış Hatlar Terminali Yarışma Projesi
Künye
Tasarım EkibiBünyamin Derman
Emre Arolat
Mimarlık Ofis(ler)iEmre Arolat Architects
İşverenDevlet Hava Meydanları İşletmesi
Adres
Dalaman
Muğla
Proje Tarihi1999 - 1999
Yapım Tarihi2006 - 2006
Kapalı Alan130.000 m2
Proje TipiHavaalanı Terminali
Yapım TürüBilinmiyor
MüteahhitBatmaz İnşaat
Açıklama

Terminal yapılarının standartlığının yarattığı sıkıcılık yoksunluk duygusuyla başa çıkmayı deneyen tasarım, bölgenin zengin peyzajı, iklimsel özellikleri ve bu yöredeki turizm faaliyetinin spesifikliği aracılığıyla, projenin uluslararası havalimanları konvansiyonu sorunsallaştırmayı hedefledi. İnce-uzun köprü alanları -pier- ile göreli daha kısa-kalın salonların oransız boyutlarından koşullanan terminal yapılarında ortaya çıkan alışıldık kitlesel düzenlerinden başkalaşarak geliştirilen plan, iç alanların ve parçalı dış kitlelerin kendi aralarındaki boşluklarla, insan yapımı vadiler oluşturdu. Boşluklar, dışta bütün doğallığıyla, içte ise soyutlanmış biçimiyle bölgedeki mevcut peyzajın devamını sağladı. Yıllık 5 milyon yolcu kapasiteli terminalin, neredeyse sadece yaz sezonunda kullanılacak olması, gelen ve giden yolcunun ayrı katlarda öngörülen sirkülasyonu, iç alanlar ve farklı seviyeler arasındaki görsel akışkanlık ve ticari birimlerin cazip kılınması gibi veriler, diğer önemli girdiler oldular.

Strüktürel iddialardan uzak duran sistem, bir betonarme ızgara yapı ile ondan 2,50 metre koparak üzerinde standart profillerle inşa edilen çelik örtüden oluşturuldu. Yatayda ve düşeyde ana yapıdan kopartılarak tasarlanan örtünün, iki çatı arasında kalan boşluk ve güneş kırıcı elemanlarla kendi mikroklimasını yaratması ve rüzgara açılarak nefes alan sistemin, parçalı kitleler üzerindeki düzenli tekrarı aracılığıyla bütünsel bir sükunet oluşturması amaçlandı. Parlak malzemeler ve çok ışıltılı hacimler yerine, çıplak beton, doğal ahşap ve mat döşeme kaplamaları ile oluşturulan yüzeylerin koyuluğuyla loşlaştırılmış salonlar, yapının kitlesel kurgusu ile başlatılan sorgulamanın iç alanlardaki devamını sağladı. Yapıda kullanılan elektro-mekanik sistemlerin oluşturduğu yapısal ağın örtülmeden görünür kılınması adına, bu sistemin de mimari projenin bir parçası olarak tasarımı EAA tarafından yapıldı. Böylece bu yapının, alışıldık terminal yapılarındaki ehlileştirme ve domestikleştirme çabalarından uzak, korkusuzca çıplak ve kendi teknolojisini örtme motivasyonundan kurtulmuş bir strüktür olarak ortaya çıkması hedeflendi.

Yap-işlet-devret yöntemiyle açılan ihalenin süre kurgusundaki özellikten dolayı, Dalaman Havalimanı Dış Hatlar Terminal Binası'nın yapımı ve projelendirme hizmetleri paralel olarak yürütüldü. Tüm evrensel proje hazırlama pratikleriyle taban taban zıtlaşan bu durumun, mimari olarak manipüle edilebilme sınırları içinde kalması yönünde verilen uğraşla birlikte zaman zaman çok zorlaşan, yine de genel olarak keyif veren bu ilginç süreçteki tüm mimari hizmetleri üstlenerek kurgulayan EAA için bu proje hep özel bir konumda oldu.

 

Hakkındaki YazılarDalaman Havalimanı Dış Hatlar Terminali Binası (Arredamento Mimarlık, 07/2006)
Hakkındaki KitaplarDalaman Havalimanı (Emre Arolat, 2007)
Görüntüler

Arkitera Harita'da
Haritayı büyüt
Bu yapıda kullanılan ürünler ve firmalar
arkiteraforum
Türk Dil Kurumuna "Seçkinci" kelimesi için örnek olarak tavsiye edilmeli bu yazı. Kelimenin hakkını sonuna kadar veriyor. Mimarlık ortamında "seçkin" olmayanların da söylenecek sözünün olabileceğinin temsilcisi Bünyamin Derman ise belleğimdeki yerinde durmaya devam ediyor. Doğru bildiği yolda devam etmesi dileğiyle.
tümay türkmen
bugün Armağan Gökçül'ün yazısını bir daha okudum. hatta olay şu şekilde gelişti; Esenboğa havalimanı başlığına Azmi Açıkdil tarafından yazılmış mesajı okurken "Dalaman Havalimanı" başlığına yöneldim. Amacım tamamen 2 yıl önce İstanbul'a ilk geldiğim okuduğum ve Arolatları yücelten, göklere çıkartan Bünyamin Derman'ı ise kopyacı, ezberci ve hatta müsrif olarak gösteren bu mesaja herhangi bir yanıt, eleştri olup olmadığı yönündeydi. Hatta bununla birlikte İstanbul piyasasında söz konusu mimarlar hakkında duyduklarımla mesajı tekrardan tahlil etmekti. Birkaç şey farkettim. Paylaşmak istiyorum. -benzer bir pözisyonda çalıştığım Armağan Gökçül'ün aslında ekip çalışmasından lider bağlılığında bir grup çalışmasına, tek kişilnin ağırlığını koyduğu, domine ettiği, egosunu gösterdiği bir çalışmaya gösterdiği saygı ön planda. Bu aslında mimarlık camiasında özellikle çokça istenilen bir bağlılık hatta bidat durumu. Sonuç olarak da tasarımcıdan "Cad monkey" ya da "3d operator" olarak tabir edilen mesleki evrimin,ayrışmanın hatta teknisyenleşmenin ilk adımı. Şu an mesleğe adımını atmış ve yeteri kadar parlak görülmemiş, etiketleri beğenilmemişlerimizin geleceği. -Özellikle günlük şeklindeki yazım tarzına bakılınca bana "S,m,l,xl" kitabından bir belediye yarışması karikatürünü ya da bir kütüphane yarışması hikayesini hatırlattı sanki... - Bu kadar laf edilen Bünyamin Derman'ın böyle bir yazıya çok üzülmesi kuvvetle muhtemel, ancak işin ilginci bu sayfaları çokça takip ettiğini ya da ettirdiğini düşündüğüm Emre Arolat'ın bu tip bir yazıya müdahale etmemiş olması çok daha ilginç... -Böyle bir yarışmadan bahsederken 8000 dolarlık bilgisayardan 4 teker Porsche gibi metalara, Murat Küçük'ten Tanju Özelgin gibi işinde markalaşmış sunum destekçilerinden(maket,3 boyutlu) bahsetmek Arolat mimarlıklarına nasıl bir marka değeri getirmiştir, çok merak ediyorum. - Zaha Hadid ve Gehry'ye bakan Bünyamin Derman yerine azmiyle, özgünlüğüyle çalışan Emre Arolat tarafından kurtarılan Dalaman Havalimanı nasıl bir binadır ki, neredeyse benzerlerinin aynısı... Emre Arolat Mimarlık – Dalaman Havalimanı YEM Yayın’dan çıkan bu kitap dün bana da ulaştı. 44 ve 46ıncı sayfalarda ismimin geçtiğini görmek, yıllar sonra Emre AROLAT tarafından hatırlanmak, belki de hiç unutulmamış olmak beni çok mutlu etti. Dalaman Havalimanı yarışması açıldığında ben askerliğimin son dönemlerindeydim. Kolay bir askerlik yaptığımdan ara sıra büroya uğruyor fakat çalışmıyordum. 18 aylık bu dönemde mevcut ve yeni işler son hızıyla devam etmiş, büro kabına sığmayarak çok daha rahat ve gerçek bir büro olarak tasarlanmış Ortaköy’deki yeni, büyük yerine taşınmıştı. Ben tekrar oradaydım. Kısa zamanda 8000 dolarlık yeni oyuncağıma da kavuştum. Üzerine, Frank Gehry’nin, “One day, computers will allow architects to become great builders again” sözünü yapıştırmayı ihmal etmedim. Arolat Mimarlık’ta projeye verilen önemin gereği ve geleneği olarak her şey son derece detaylı, eksiksiz, kusursuz ve uyumlu çizilir. Merkezden çıkan projeler başka disiplinlerde dallandıkça, merkezi hassasiyet, hatanın kanserleşmeden giderilmesinde büyük rol oynar. Askere gitmeden önce büyük çaplı projeler gereği ekip başı yürütücülerle çalışılmış fakat benim gördüğüm kadarıyla Emre bey’in kurguladığı “büro” şekline katkısı olmamış, yürütücüler kontrol ve onay noktasından ileri gidememişlerdir. 99 Yaz ortası askerden döndüğümde yeni büro ve bir kaç yeni, eski arkadaşla ısınma turlarına başlamıştım. Tabii bürodaki ilginç bir değişimin farkına varmıştım. Daha önce yürütücü pozisyonunda büyüklerimizle çalışmıştık fakat bu durum farklıydı, durumun adı Bünyamin Derman idi. ---- 18 aylık dönemde, bana göre, Emre bey’in yılların birikimini çok iyi ortaya koyduğu ve kanımca ciddi bir dönüm noktası olan ”4. Levent’te otel” projesi yapılmış fakat uzlaşı sağlanamamıştı. Bu proje bir bakışta bir şeylerin çabuk değiştiğinin göstergesiydi. Bu değişim yine Emre AROLAT kaynaklıydı. ---- Bünyamin Derman ile tanıştıktan sonra Emre bey hakkında bazı tereddütlerim oluştu. Acaba bu değişimin dozu fazla mı kaçmıştı? Emre bey’i yanlış mı tanımıştım. Detaylardan elini çekip “patron” mu oluyordu? O da olmaz. Sevmez zaten. Tasarımda 10 kaplan gücünde derler. Şaziment hanım var, Neşet bey var. Binlerce fikir var. Çözülemeyecek, yapılamayacak proje yok. Tasarlarken yeni ve tecrübeli bir ses etkili ama bu seçim yanlış. Bence.. Öyle düşünüyorum. Yanılmayacağım. Önümüzde kısa süreye şıkışmış havalimanı yarışma projesi var. Projeye başladık fakat Arolat Mimarlık gibi başlayamadık. Bu başlangıç büroya müspet getirisi olacak şekilde değil, tamamen ucu açık, hayali bir yolda start aldı. Dört oda vardı ofiste. Şaziment, Neşet, Emre Arolat’ların odaları ve aynı büyüklükte dördüncü oda. Bizim kocaman açık ofisimiz, toplantı odamız. Dördüncü oda Derman’a tahsis edildi. Sınırsız miktarda 70x100 eskis kağıdı da beraberinde... Ağaçlara acıdım.. Günlerce.. Projeye başladık galiba.. Bana öyle geliyor.. Emre bey’den ses soluk çıkmıyor. Ara sıra Derman, Emre bey’in odasına girip çıkıyor, yemeğe gidiyorlar. Herhalde bir bildiği vardır diyorum. Proje devam ediyor. Devam ediyor da Emre bey nerede? Bu proje bizim değil. Derman’ın projesi. Disketi bilgisayara takıyorum. Derman yanımda... İzmir’den bir parça, Bodrum’dan bir parça bloklayıp ekleştirmeye çalışıyoruz. Her katı ayrı ayrı çiziyoruz. Plan Derman’ın gözüne nasıl görünüyorsa öyle. Bir katta akslar 660 diğerinde 720. Planda beğenmediğimiz kolonları siliyoruz. Nasıl olsa uygulamada mühendis çözer. Kazanırsak “client”i ikna ederiz. Hırs ön planda. Mimarlık değil. Şemalar ezberlenmiş. Her türlüsü. Ezberi bozmak zor. Havalimanları “T”ye benzemeli. Planı yapalım da cepheyi artık yabancı bir yarışma dergisinden öykünürüz. Ne de olsa her ay yarışma endüstrisi gelişiyor, arşiv genişliyor. Dergilere abonelik ucuz. Ezber bedava. Büroda Hadid’ler, Gehry’ler havada uçuşuyor. Yapılmışları konuşuyoruz ama biz iş yapmalıyız. Ben yapayım sana Gehry, Hadid on dakikada, ezberlediğine benzer. Emre bey yok.. Arolat’lar odalarından elinde eskisle veya kareli kağıtla geldiğinde bilirsiniz ki projede bir kısım bitmiştir. Yapılması gereken yapılmıştır. Bizim 70x100’ler ne oldu? Çekmecede kağıt kalmadı. Ağaçlar da gitti. Sayfa 46, satır 5 Emre bey geliyor. Zaten emindim geleceğine de biraz geç kaldı. Olsun hala zaman var. Kocaman binayı çizmiş işte. Hem de defterine, altında tarih ve imza var. Ağaçlar da kurtuldu. Program yapılıyor hemen. Önce binayı modelleyeceğim. Modellemem için plana ihtiyacım yok. Emre bey’in eskizi avuç kadar ama “proje” Modellemeyi ben yapacağım, bir kısım render’ları Tanju ÖZELGİN yapacak. Toplantı yapıyoruz. Toplantıda Arif SUYABATMAZ ile motorsikletle Mısır turu hayal ediyoruz. Toplantıyla ilgilenmiyorum. İçim rahat. “İş” artık emin ellerde. Nasılsa yaparız. Emre bey ile yanyana çalışacağımız günler başlıyor. Planları “olması gerektiği gibi” çok hızlı çizmeliyim çünkü 1/200 ölçeğinde çalışma maketi yapacağız. Murat KÜÇÜK ve İsmail KARATAY maketi yapıyor. Maket kusursuz gibi. Yüzlerce resim çekiyoruz. Genelde gece. Masa lambasını renkli asetatlarla kaplayıp alternatif renkler uyduruyoruz. Mavi olan kitaba basılmış. Detay resimlerinde yapıştırma hataları görünüyor. Bu kadar iş içinde Photoshop’la onları düzeltmem lazım. Bazı kolonlar yamuk. Mösyö Petit’e kızıyorum. Tanju bey’den render’lar geliyor. Airbus A380’in üretileceğini o zamandan görmüş olacak ki uçaklar olması gerekenden 2 misli büyük görünüyor. Cephe renderlarında photoshop ile hepsini küçültüyoruz. Paftalar bitiyor. Bittikçe foam board’a 3M sprey ile yapıştırıyorum. Seramiğe yapışan sprey fazlalığı ayağımızın altında “vırc”, “vırc” sesine sebep oluyor. Bu sesi severim. Projenin sonuna geldiğimizi gösterir. Bu arada biri bizi gözetliyor. Artık iyice uzaktan. Proje zaten avuç içi kadar eskisle bitmişti. Projenin sahibine “iş”i teslim etmemiz gerekir. Emre bey başta, son kez bakıyoruz onun projesine. Barış KANSU son dakikada uçağa binip projeyi yetiştiriyor. Emre bey yoktu, telefonun çaldığı gün. Hızlı arabasıyla toplantıya gitmişti. Bazen şakalaşırdık. Ben Kawasaki ile kısa süreli ondan daha hızlı gitmişim, o, Porsche ile benden daha uzun süre biraz daha yavaş gitmiş. 1-2 defa binmiştim. Yeterince hızlı değil ancak eğlenceli. Hala dört tekerleğe güvenmem ben. Derman açıyor telefonu, “Kazandık” diye havaya zıplıyor. Çok seviniyorum. Emre bey’e haberi ben veriyorum. Bir kaç gün sonra Ankara’ya kollukyum’a gidiyoruz. Paftalarımızın nispeten salonun açık bir alanında sergilendiği için kazandığını söyleyenlerden, cetvelle kanat aralıklarını, uçak genişliklerini ölçenlere kadar enteresan eleştirmenlerle karşılaşıyorum. İyi olan kazansın diye yola çıkmıştık. Galiba öyle oldu. “Olmaz” denilen “Çardak”tan emsalsiz bir yapı ortaya çıktı. Ezberler bozuldu.
mvm34