Türk Dil Kurumuna "Seçkinci" kelimesi için örnek olarak tavsiye edilmeli bu yazı.
Kelimenin hakkını sonuna kadar veriyor.
Mimarlık ortamında "seçkin" olmayanların da söylenecek sözünün olabileceğinin temsilcisi Bünyamin Derman ise belleğimdeki yerinde durmaya devam ediyor.
Doğru bildiği yolda devam etmesi dileğiyle.
tümay türkmen
bugün Armağan Gökçül'ün yazısını bir daha okudum. hatta olay şu şekilde gelişti; Esenboğa havalimanı başlığına Azmi Açıkdil tarafından yazılmış mesajı okurken "Dalaman Havalimanı" başlığına yöneldim. Amacım tamamen 2 yıl önce İstanbul'a ilk geldiğim okuduğum ve Arolatları yücelten, göklere çıkartan Bünyamin Derman'ı ise kopyacı, ezberci ve hatta müsrif olarak gösteren bu mesaja herhangi bir yanıt, eleştri olup olmadığı yönündeydi. Hatta bununla birlikte İstanbul piyasasında söz konusu mimarlar hakkında duyduklarımla mesajı tekrardan tahlil etmekti. Birkaç şey farkettim. Paylaşmak istiyorum.
-benzer bir pözisyonda çalıştığım Armağan Gökçül'ün aslında ekip çalışmasından lider bağlılığında bir grup çalışmasına, tek kişilnin ağırlığını koyduğu, domine ettiği, egosunu gösterdiği bir çalışmaya gösterdiği saygı ön planda. Bu aslında mimarlık camiasında özellikle çokça istenilen bir bağlılık hatta bidat durumu. Sonuç olarak da tasarımcıdan "Cad monkey" ya da "3d operator" olarak tabir edilen mesleki evrimin,ayrışmanın hatta teknisyenleşmenin ilk adımı. Şu an mesleğe adımını atmış ve yeteri kadar parlak görülmemiş, etiketleri beğenilmemişlerimizin geleceği.
-Özellikle günlük şeklindeki yazım tarzına bakılınca bana "S,m,l,xl" kitabından bir belediye yarışması karikatürünü ya da bir kütüphane yarışması hikayesini hatırlattı sanki...
- Bu kadar laf edilen Bünyamin Derman'ın böyle bir yazıya çok üzülmesi kuvvetle muhtemel, ancak işin ilginci bu sayfaları çokça takip ettiğini ya da ettirdiğini düşündüğüm Emre Arolat'ın bu tip bir yazıya müdahale etmemiş olması çok daha ilginç...
-Böyle bir yarışmadan bahsederken 8000 dolarlık bilgisayardan 4 teker Porsche gibi metalara, Murat Küçük'ten Tanju Özelgin gibi işinde markalaşmış sunum destekçilerinden(maket,3 boyutlu) bahsetmek Arolat mimarlıklarına nasıl bir marka değeri getirmiştir, çok merak ediyorum.
- Zaha Hadid ve Gehry'ye bakan Bünyamin Derman yerine azmiyle, özgünlüğüyle çalışan Emre Arolat tarafından kurtarılan Dalaman Havalimanı nasıl bir binadır ki, neredeyse benzerlerinin aynısı...
Emre Arolat Mimarlık Dalaman Havalimanı
YEM Yayından çıkan bu kitap dün bana da ulaştı. 44 ve 46ıncı sayfalarda ismimin geçtiğini görmek, yıllar sonra Emre AROLAT tarafından hatırlanmak, belki de hiç unutulmamış olmak beni çok mutlu etti.
Dalaman Havalimanı yarışması açıldığında ben askerliğimin son dönemlerindeydim. Kolay bir askerlik yaptığımdan ara sıra büroya uğruyor fakat çalışmıyordum. 18 aylık bu dönemde mevcut ve yeni işler son hızıyla devam etmiş, büro kabına sığmayarak çok daha rahat ve gerçek bir büro olarak tasarlanmış Ortaköydeki yeni, büyük yerine taşınmıştı. Ben tekrar oradaydım. Kısa zamanda 8000 dolarlık yeni oyuncağıma da kavuştum.
Üzerine, Frank Gehrynin,
One day, computers will allow architects to become great builders again
sözünü yapıştırmayı ihmal etmedim.
Arolat Mimarlıkta projeye verilen önemin gereği ve geleneği olarak her şey son derece detaylı, eksiksiz, kusursuz ve uyumlu çizilir. Merkezden çıkan projeler başka disiplinlerde dallandıkça, merkezi hassasiyet, hatanın kanserleşmeden giderilmesinde büyük rol oynar.
Askere gitmeden önce büyük çaplı projeler gereği ekip başı yürütücülerle çalışılmış fakat benim gördüğüm kadarıyla Emre beyin kurguladığı büro şekline katkısı olmamış, yürütücüler kontrol ve onay noktasından ileri gidememişlerdir.
99 Yaz ortası askerden döndüğümde yeni büro ve bir kaç yeni, eski arkadaşla ısınma turlarına başlamıştım. Tabii bürodaki ilginç bir değişimin farkına varmıştım. Daha önce yürütücü pozisyonunda büyüklerimizle çalışmıştık fakat bu durum farklıydı, durumun adı Bünyamin Derman idi.
----
18 aylık dönemde, bana göre, Emre beyin yılların birikimini çok iyi ortaya koyduğu ve kanımca ciddi bir dönüm noktası olan 4. Leventte otel projesi yapılmış fakat uzlaşı sağlanamamıştı. Bu proje bir bakışta bir şeylerin çabuk değiştiğinin göstergesiydi.
Bu değişim yine Emre AROLAT kaynaklıydı.
----
Bünyamin Derman ile tanıştıktan sonra Emre bey hakkında bazı tereddütlerim oluştu. Acaba bu değişimin dozu fazla mı kaçmıştı? Emre beyi yanlış mı tanımıştım. Detaylardan elini çekip patron mu oluyordu? O da olmaz. Sevmez zaten. Tasarımda 10 kaplan gücünde derler. Şaziment hanım var, Neşet bey var. Binlerce fikir var. Çözülemeyecek, yapılamayacak proje yok.
Tasarlarken yeni ve tecrübeli bir ses etkili ama bu seçim yanlış. Bence.. Öyle düşünüyorum. Yanılmayacağım.
Önümüzde kısa süreye şıkışmış havalimanı yarışma projesi var. Projeye başladık fakat Arolat Mimarlık gibi başlayamadık. Bu başlangıç büroya müspet getirisi olacak şekilde değil, tamamen ucu açık, hayali bir yolda start aldı.
Dört oda vardı ofiste. Şaziment, Neşet, Emre Arolatların odaları ve aynı büyüklükte dördüncü oda. Bizim kocaman açık ofisimiz, toplantı odamız.
Dördüncü oda Dermana tahsis edildi. Sınırsız miktarda 70x100 eskis kağıdı da beraberinde...
Ağaçlara acıdım.. Günlerce..
Projeye başladık galiba.. Bana öyle geliyor.. Emre beyden ses soluk çıkmıyor. Ara sıra Derman, Emre beyin odasına girip çıkıyor, yemeğe gidiyorlar. Herhalde bir bildiği vardır diyorum.
Proje devam ediyor. Devam ediyor da Emre bey nerede? Bu proje bizim değil. Dermanın projesi. Disketi bilgisayara takıyorum. Derman yanımda... İzmirden bir parça, Bodrumdan bir parça bloklayıp ekleştirmeye çalışıyoruz. Her katı ayrı ayrı çiziyoruz. Plan Dermanın gözüne nasıl görünüyorsa öyle. Bir katta akslar 660 diğerinde 720. Planda beğenmediğimiz kolonları siliyoruz. Nasıl olsa uygulamada mühendis çözer. Kazanırsak clienti ikna ederiz. Hırs ön planda. Mimarlık değil.
Şemalar ezberlenmiş. Her türlüsü. Ezberi bozmak zor. Havalimanları Tye benzemeli.
Planı yapalım da cepheyi artık yabancı bir yarışma dergisinden öykünürüz. Ne de olsa her ay yarışma endüstrisi gelişiyor, arşiv genişliyor. Dergilere abonelik ucuz. Ezber bedava.
Büroda Hadidler, Gehryler havada uçuşuyor. Yapılmışları konuşuyoruz ama biz iş yapmalıyız. Ben yapayım sana Gehry, Hadid on dakikada, ezberlediğine benzer.
Emre bey yok..
Arolatlar odalarından elinde eskisle veya kareli kağıtla geldiğinde bilirsiniz ki projede bir kısım bitmiştir. Yapılması gereken yapılmıştır.
Bizim 70x100ler ne oldu? Çekmecede kağıt kalmadı. Ağaçlar da gitti.
Sayfa 46, satır 5
Emre bey geliyor. Zaten emindim geleceğine de biraz geç kaldı. Olsun hala zaman var.
Kocaman binayı çizmiş işte. Hem de defterine, altında tarih ve imza var. Ağaçlar da kurtuldu.
Program yapılıyor hemen. Önce binayı modelleyeceğim. Modellemem için plana ihtiyacım yok. Emre beyin eskizi avuç kadar ama proje
Modellemeyi ben yapacağım, bir kısım renderları Tanju ÖZELGİN yapacak. Toplantı yapıyoruz. Toplantıda Arif SUYABATMAZ ile motorsikletle Mısır turu hayal ediyoruz. Toplantıyla ilgilenmiyorum. İçim rahat. İş artık emin ellerde. Nasılsa yaparız.
Emre bey ile yanyana çalışacağımız günler başlıyor. Planları olması gerektiği gibi çok hızlı çizmeliyim çünkü 1/200 ölçeğinde çalışma maketi yapacağız. Murat KÜÇÜK ve İsmail KARATAY maketi yapıyor. Maket kusursuz gibi. Yüzlerce resim çekiyoruz. Genelde gece.
Masa lambasını renkli asetatlarla kaplayıp alternatif renkler uyduruyoruz.
Mavi olan kitaba basılmış.
Detay resimlerinde yapıştırma hataları görünüyor. Bu kadar iş içinde Photoshopla onları düzeltmem lazım. Bazı kolonlar yamuk. Mösyö Petite kızıyorum.
Tanju beyden renderlar geliyor. Airbus A380in üretileceğini o zamandan görmüş olacak ki uçaklar olması gerekenden 2 misli büyük görünüyor. Cephe renderlarında photoshop ile hepsini küçültüyoruz.
Paftalar bitiyor. Bittikçe foam boarda 3M sprey ile yapıştırıyorum. Seramiğe yapışan sprey fazlalığı ayağımızın altında vırc, vırc sesine sebep oluyor. Bu sesi severim. Projenin sonuna geldiğimizi gösterir.
Bu arada biri bizi gözetliyor. Artık iyice uzaktan.
Proje zaten avuç içi kadar eskisle bitmişti. Projenin sahibine işi teslim etmemiz gerekir.
Emre bey başta, son kez bakıyoruz onun projesine.
Barış KANSU son dakikada uçağa binip projeyi yetiştiriyor.
Emre bey yoktu, telefonun çaldığı gün. Hızlı arabasıyla toplantıya gitmişti. Bazen şakalaşırdık. Ben Kawasaki ile kısa süreli ondan daha hızlı gitmişim, o, Porsche ile benden daha uzun süre biraz daha yavaş gitmiş. 1-2 defa binmiştim. Yeterince hızlı değil ancak eğlenceli. Hala dört tekerleğe güvenmem ben.
Derman açıyor telefonu, Kazandık diye havaya zıplıyor. Çok seviniyorum.
Emre beye haberi ben veriyorum.
Bir kaç gün sonra Ankaraya kollukyuma gidiyoruz. Paftalarımızın nispeten salonun açık bir alanında sergilendiği için kazandığını söyleyenlerden, cetvelle kanat aralıklarını, uçak genişliklerini ölçenlere kadar enteresan eleştirmenlerle karşılaşıyorum.
İyi olan kazansın diye yola çıkmıştık. Galiba öyle oldu.
Olmaz denilen Çardaktan emsalsiz bir yapı ortaya çıktı.
Ezberler bozuldu.mvm34